TASLA AMA TASLAMA!

İnsan-doğa ikileminde bir farkındalığın çabasındayken, özden uzaklaşıp anlamsız bir düzlemde var olma çırpınışları...

Bir çıplaklıktı bekli de doğal olmak...

Çıplakken, sen varsın. Gizleyemediğin bütün fizikselliğinle. Gözlerinin arkasında gizlediğin senden ve inandığın her şeyden başka. Kimsenin bilmedikleriyle sen varsın... Seninle ilgili bilinmeyenlerinle görüneni aktarabildiğin ve algılatabildiğin kadarsın.

Hayallerimizin içerisindesoyutları cisimleştirmek için farkında olmadan taşı düşünmedik mi? İlahlaştırdığımız bir gücün zihinlerimizdeki objeleşmiş haliydi taş. Kimi zaman koruyucu oldu, kimi zaman işçi oldu taş. Üzerinde yaşadığımız, şuan bilinen tek canlı yaşamının olduğu bir gezegenin, yüzlerce, binlerce yıl içerisinde, koynunda bekletip olgunlaştırdığı, dünyamızın yaşadığı tüm anıların renklerini, dokularını, izlerini verdiği ruhu olan bir materyal değil mi taş?

Bu kadar çıplak, saygılı kullanırken yavaş yavaş bencilleşerek onu sadece kendimizin bir göstergesi olarak kullanmaya başladık. Saygımızı yitirdik. Bize sürekli cömert davranan, ne yaparsak yapalım kendisini geri çekmeyen, hep vermeye devam eden, bize her zaman huzur veren, kimsenin gösteremeyeceği, yapamayacağı bu ilgiye alışıp onu normalleştirip yavaş yavaş ona herkes gibi davranmıyor muyuz? Doğal taş bunu hak ediyor mu?